Kanseri nasıl yendiler-7-

Alper Cellek, kanseri mantıklı ve soğukkanlı karşılayanlardan. Bir yıl önce eşi de kanser olup yendiği için, hastalığa aşina olan Cellek, doktor faktörünün önemli olduğunu söylüyor

23/09/2006 (2100 kişi okudu)

HATİCE YAŞAR (Arşivi)

Alper Cellek, normalde doktora gitmeyi pek sevmez, bir ağrısı olduğunda ise önem vermezdi. Fenerbahçe fanatiği olan ve en büyük keyfi arkadaşlarıyla halı saha maçları oynamak olan Cellek'in kanserle tanışması da bir futbol maçı sırasında olmuş. Her zamanki gibi geçiştirmek yerine doktorun yolunu tutan Cellek, karın sancısının nedeninin kalınbağırsak kanseri olduğunu öğrenmiş.
Nasıl tanıştınız kanserle?
Ben halı sahada futbol oynamayı çok severim. 2004'ün temmuz ağustos aylarıydı. Bir gün yine halı sahada maç oynuyoruz. Birdenbire karnıma bir sancı girdi. Açıkçası pek önemsemedim, gaz diye düşündüm. Başka bir gün tekrar sancılanınca bu sefer doktora gittim. Aslında hiç doktora gitmem. Allah'tan herhalde, birdenbire gideyim diye düşündüm. Doktor olan bir aile dostumuzun yönlendimesiyle hastaneye gittiğim gün saat 16.00'da yatışım yapıldı. Tomografi, ultrason çekildi, kolonoskopi yapıldı. Bir çarşamba günüydü hastaneye yattım. Hemen o gün ameliyata karar verildi. Perşembe günü ameliyat oldum.
Size hastalığınız söylendi mi?
Kalınbağırsakta büyük bir kitle olduğu, bunun iyi de kötü de olabileceği söylendi. Ameliyattan sonra hanımla doktorun yanına girdik. Bize bir iyi bir de kötü haber verildi. İyi haber, kanser erken aşamada teşhis edilmiş, kötü haber ise alınan kitlenin kötü huylu bir tümör olmasıydı. Doktorum, her ne kadar kitleyi almış olsalar da garanti olması için kemoterapiyi önerdi. Ben de doktorun önerisini kabul ettim.
Tedaviniz ne kadar sürdü?
Aşağı yukarı sekiz ay sürdü. 15 günde bir kemoterapi görüyordum. Bazen hücreler uygun olmuyordu ve bekliyordum. Önce sekiz kemoterapi olacaktı, sonra buna dört tane daha eklendi.
Tedavi sürecinde ne yaptınız?
Benim çok yoğun bir çalışma hayatım oldu hep. Önce İstanbul Belediyesi, sonra İstanbul Defterdarlığı'nda sekiz yıl çalıştım. Ardından Koç grubuna girdim. Dolu dolu bir iş hayatım oldu. Hâlâ çalışmayı çok seviyorum. Hastalıkla mücadelemde erken teşhis ve iyi bir doktora rastlamak çok önemli. Moraliniz kuvvetliyse hastalığı yenmenize yardımcı oluyor ama doktor faktörü çok önemli. Ben, tedavi görürken de hiç iş hayatını bırakmadım. Kemoterapimi cuma gününe denk düşürüyordum. Böylece üç gün dinlenip pazartesi işbaşı yapıyordum. Doktorum Kerim Kaban'la böyle bir planlama yaptım. Tedavinin olduğu cuma günü saat 14.00'te kemoterapiye giriyordum. Üç saat sürüyordu. Ardından çıkıp eve gidiyor dinleniyordum.
Sizce kanseri yenmede en önemli faktör nedir?
Doktor ve ekip çok önemli. Doktorunuza güvenirseniz, denilenleri yaparsanız yenersiniz. Hastaya düşen görevler de var. Sigara içmeyeceksiniz, beslenmenize dikkat edeceksiniz vb. Ben koyu Fenerbahçeliyim. Maç izlerken puro içerdim eskiden. Kemoterapi herhalde biraz insanın o duygularını da köreltiyor. Kemoterapi sırasında ve sonrasında sigara içmek için herhangi bir istek duymadım. Şimdi her gece neredeyse maç var. Ama içmiyorum.
Sekiz aylık tedavinin ardından kanseri yendiğiniz mi söylendi?
Dört kemoterapi daha gördükten sonra doktorum tedaviyi yeterli gördü. Biz de tedaviyi kestik. Üç ayda bir kontrollerimi yaptırdım. Gerekirse tomografi çekiliyor, kan tahlili yapılıyor, değerler kontrol ediliyor. Bir süre sonra bu kontroller iki yılda bire düşürülecek.
Tedavi görürken başaramayacağınızı düşündünüz mü hiç?
Benim aklıma gelmedi, ama normal bir toplulukta konuşulurken birçok gereksiz şey gündeme gelebiliyor. Bazıları hastanelerin para kazanmak için tedaviyi uzattığını vs. söylerdi. Ama ben buna inanmadım, inanmıyorum. Doktorlar ne diyorsa onu yapmak gerekiyor. Bugün tekrar kemoterapiye ihtiyacınız var dense bu tedaviyi alırım. Kemoterapinin sigara içmememe faydası oldu. Tozdan, fazla terden rahatsız oluyordum. Ama kemoterapi döneminde hapşırmadım bile. Grip dahi olmadım. Zaten o dönemde enfeksiyon kapmamanız gerekiyor. Bence yüzde 40 doktor faktörü, yüzde 70 ise kemoterapi etkili tedavide. Böylece başarı oranı yüzde 100'ün üzerine çıkıyor. Hasta psikolojik olarak yıkıldı mı ondan sonra ne tedavi uygularsanız pek işe yaramayacağını düşünüyorum. Örneğin hastasınız, hastaneye gidiyorsunuz ve kuyrukta bekliyorsunuz. Hastalıkla mı mücadele edeceksiniz, bu bürokratik işlemlerle mi? Ben Acıbadem Hastanesi'nde tedavi gördüm ve bu tür şeyler yaşamadım. Devlet hastanesinde de tedavi görseniz eğer iyi muamele görürseniz bu zaten sizi yüzde 30-40 iyileştiriyor.
Kanser hayatınızı değiştirdi mi?
Fiziksel olarak hiç fark yok. Şansıma saçlarım bile dökülmedi. Bir tek yakındığım, futbol oynayamamak oldu. Onun da nedeni 1-1.5 sene kemoterapinin etkisiyle ayaklarda karıncalanma oluyor. Gerçi koşuyorum ama yine de mümkün olduğunca korunmak gerekiyor. Tedaviden sonra hiç futbol oynamadım, sadece voleybol oynadım. Performansımdan hiçbir şey kaybetmemişim (gülüyor). Şimdi daha çok yürüyorum. Prensip olarak hayatı olduğu gibi kabul eden bir insanım.
O yüzden kanser hayatımda pek bir şey değiştirmedi. Hastalık öncesinde çekap bile yaptırmazdım. Kanseri atlatınca mecburen buna dikkat ediyorsunuz.
Beslenme alışkanlığınız değişti mi?
Kahvaltıyı çok iyi ediyorum. Öğlen yemeklerini şirkette az yiyorum. Akşamları ise yemek yemiyorum. Bir yeşil çay veya kurabiye alabiliyorum. Meyve atıştırıyorum. Eskiden de öyleydi. Fast-food yiyemiyorum. Belki bu kadar iyi yaşamış olmak da bana kanserle mücadelede kolaylık sağladı. En geç 22.00'de yatarım. Maç olsa bile ikinci yarıyı banda kaydeder, sonra izlerim. Eskiden sabah 06.00'da uyanırdım, şimdi 07.00'de kalkıyorum. Bu yaşam biçimini herkese öneriyorum.



'Kanser olmamızda Çernobil'in etkisi var'
Doktor alınan parçanın 'kötü huylu tümör' olduğunu söyleyince ne hissettiniz?
Doktorum o kadar iyiydi ki, ona o kadar çok güveniyordum ki paniğe kapılmadım. Bana ne yapmam gerektiğini söylediyse reddetmedim, ona tabi kaldım. Ameliyattan sonra 13 gün hastanede kaldım. Bu dönemde 13 kilo zayıfladım. Zordu o dönem, çünkü sürekli serumla besleniyordum. Kalınbağırsağım kesilmişti ve bu görevi yerine getirecek başka bir şey yoktu. Bir süre sonra incebağırsak, onun yerine görev yapıyormuş. Ben hastalığıma çok mantıklı ve gerçekçi baktım. Bir yıl önce de eşimde göğüs kanseri çıkmıştı. Göğüsteki kötü huylu kitle alınmış, hastalık lenflere ulaşmasın diye radyoterapi görmüştü. Bu nedenle kanseri tanıyorduk ailece. İki kızım, eşimle durumu çok olgun karşıladık, hastalığı kabul ettik. Allah'ın size verdiği bir kuvvet de oluyor tabii. Eşim bu konuda bana çok destek oldu.

'Genetik değil'
Aile geçmişinde kanser var mı?
Ailemizde kansere yakalanmış, bundan ölmüş herhangi biri yok. Yani genetik geçiş söz konusu değil. Ben kanser olmamı, Çernobil'in etkisine maruz kalmaya bağlıyorum. Kandıra'da Kerpe diye bir yer var. Orada yazlığımız olduğu için sık sık gideriz. Çernobil faciasının olduğu dönemde ben orada çok sık bulundum. Çernobil'in üzerinden beş-altı ay geçmişti. Bir gün denize giriyorum. Deniz, adeta kurşuni bir renk almıştı. Hatta hanımın da dikkatini çekmişti. Bazen fırtına olur, hava bulutludur denizin rengi değişir, ama bu öyle bir şey değildi. Çok tuhaftı. O zaman denize girdiğim için kanser yapıcı etkiye maruz kaldığımı düşünüyorum. Hem hanımda hem de ben de kanser çıktığına göre böyle bir bağlantısı var.



'Kemoterapiye şamatayla giderdik'
Nejat Kaner (65), kansere yakalanmadan önceki hayatı için, "Fevkalade mutluydum. Ben ve eşim zaman zaman maddi manevi güçlüklerle karşılaştık ama hayatımızdan memnunduk" diyor. Ancak anlattıklarına bakılırsa kanser bu mutluluktan pek bir şey götürmemiş.
Kansere yakalanmadan önce sağlığınıza dikkat eder miydiniz?
Ederdim herhalde. 20 yıla yakın sigara içtim.
10 yıl önce bıraktım. Beslenmem de iyiydi, fakat biraz aşırı gidiyordum. Acıyı, turşuyu seviyordum. En sevdiğim yemeklerin başında, yememem gereken patlıcan, biber, domates kızartması geliyordu. Onlar kanser için risk oluşturuyormuş. Bilinçli değildim, bunların o kadar da zararlı olduğunu bilmiyordum.
Kanserle nasıl tanıştınız?
2002 yılının şubat ayıydı. Ayak parmaklarımda mantar çıkmıştı. Doktora gittim, ilaç verildi. O ilaç bende yan etki olarak ishal yaptı. Doktor ilacı kesti ama ishal geçmedi. Biz emekli bankacıların Erdek'te kampı vardır. Oraya gidecektik ama önce doktora gidip veda edeyim diye düşündüm. İshal durumunu sordu, geçmediğini söyledim. Bana, "Deli misin? Seni bir yere göndermiyorum" dedi. Bu tür durumlarda hemen kolonoskopi çekilirmiş. 4 Eylül 2002'de verilen raporlarda kolon kanserine dair işaretler vardı. 19 Eylül'de ameliyat oldum. Bereket erken teşhis edilmiş. Doktor şanslı olduğumu söyledi. Hastanede bir hafta kaldım. Kalınbağırsağımın yarısı alındı. Kanser hücreleri başka bir yere sıçramamıştı.
Kanser olduğunuzu öğrenince ne yaptınız?
Ben ağabeyimi prostat kanserinden kaybettim. Tatile gitmeye hazırlanırken doktorun beni geri çevirmesinden bunun kanser olabileceğine kendimi hazırlamıştım. Açıkçası kanser olduğumu öğrenmek beni ürkütmedi. İnancım vardır, Allahıma güveniyordum. Hastaneye yattığım gün o kadar çok arkadaş, dost geldi ki, ben sanki ameliyata değil de eğlenmeye gidiyordum. Bilinçaltımda bir cesaret vardı. Ameliyat başarılı oldu. Ama doktorlarım tedbirli olmak gerektiğini bu nedenle kemoterapi de uygulayacaklarını söylediler.
Ne kadar aralıklarla kemoterapi alıyordunuz?
Altı ay sürdü tedavi. Ayda bir hafta kemoterapi görüyordum. Bence hiçbir hasta kemoterapiden korkmamalı. Belki benimki erken teşhis edildiği için dozajı yüksek değildi ama yine de ürkecek bir şey değil. 15 dakika sürüyordu. Saçım dökülmedi. Belki de ben çok neşeli bakıyordum. Aynı hastanede kanser tedavisi gören iki arkadaşım daha vardı. Biri prostat, diğeri kalınbağırsak kanseri tedavisi görüyordu. Odalar öyle dizayn edilmiş ki birbirimizi görüyorduk. Maalesef o iki arkadaşım da hayatını kaybetti, kanseri yenemedi. Onların hastalığı geç safhada teşhis edilmişti. Ben onlara hep moral veriyordum. Kemoterapi için hastaneye gidiyorsunuz, yatıyorsunuz. İyi tarafı ne biliyor musunuz? Hiçbir şey duymuyorsunuz. Yanınıza bir bardak buzlu su veriyorlar. Ben de soğuk suyu çok severim. Hoşuma gidiyordu. Yatıp suyumu içiyordum, hemşirelerle şakalaşıyordum.
Çok neşeli geçirmişsiniz ama hiç mi sizi sıkan yanları olmadı tedavinin?
Zaman zaman karın ağrısı, göğüs yanması ve ishal oldu. Ameliyat öncesi neşeliydim. Çünkü doktorum çok iyi ve şakacı biriydi. Hanımla kemoterapiye gırgır, şamata yaparak giderdik.

-BİTTİ-

Yorum Yaz